Hayat böyle bir şey mi? Olmazsa olmaz dediğin şeylere bir gün olmasa da olur demeye başlarsın. Sonra bir bakarsın sen de orada değilsin, seni de salıvermişsin aynı umursamazlıkla. Oysa içinde bir parça o hikayenin yazılmasını bekliyor. Anlaşılmak istiyor. Her konuştuğunda duyulmamak onu çok yoruyor.
Keşke bir ses verseler.. Keşke bilseler, bilse acaba çabalarlar mıydı? Tam orda canın yanıyor, bilseler dahi… Belki de biliyorlar… Ama muhtevasını göremeyecek kadar farklı bir cephede pencereleri. Sen güneşin doğuşunu seyrettirmek istiyorsun, kocaman bir bahçede leylaklar, sümbüller, karanfiller renklerine kavuşuyorlar ışık vurdukça, kelebekler konup göçüyor, kanatlarını bir şiirin dizeleri intizamıyla çırpıyorlar, ah, kalbim öyle doğurgan, gökle toprakla yarışıyor, güneş doğmak üzere, haydi gelin görün bahçemi..
Pencereleri batıya dönük. Önünde soğuk binalar, ayırgan duvarlar, göstermiyor ötesini.
Soluyor çiçekler görülmemekten. Güneş kırılgan, karanlığa mahkum ediyor penceremi.
Oysa ben ne çok seviyorum kalbimi. Her gün yeniden uyandırıyor çiçekleri. Hiç pes etmiyor. Sevmeye aşık, emek vermeye. Göğü apaydınlık seviyor. Kuşlar cıvıldasın istiyor, rast makamında. En güzel halleriyle dans etsinler gökyüzünde, bakanı meftun etsinler. Sıcacık ulaşılmaz bir rüya da olsa, seviyorum gönlümün şiirlerini.
Erişilemez olan nedir? İnsanın en çok istediğidir herhalde. Öyleyse cennettedir belki.