Siz beni öyle kolay anlayamazsınız.
Düğmelerimi iliklemem üşümek için ben. Derdim o manaya vakıf olmaktır ki yüreğimin en derinine mevkuf.
Siz beni anlayamazsınız yalıtılmış pencerelerinizden. Çığlıklarımı duyamazsınız dünyanın binbir haline teveccühen. Sizin pencerelerinizden içeri soğuk sızamaz. Oysa ben pencerelerden imtina ederim yüreğimi, en saf haline kanmak için ab-ı hayatın.
Siz beni anlayamazsanız, bana pencereler sunarsanız kapayacak, sonra onlara çakıl taşları fırlatırsanız günbegün duyabilmek için ahü zarımı, benden sükuttan gayrısını toplayamazsınız.
Oysa gözleriniz nasıl da duymaya hazır bakıp durur nağmelerini yüreğimin. Kalbim bir yay olup süzülürken teller üzerinde, size ulaşınca makamı bu elhanın, kim bilir ne düşünürsünüz, saklar mısınız mücevherler gibi, yoksa müsveddeler gibi buruşturup harabelere mi terk edersiniz, bilemem bu tebessümün gayesi nedir, okşar mı ruhunuzu, istihza mı edersiniz…